Tuesday, February 06, 2018

Generalized Lichenoid Drug Eruption Accompained By Hand-Foot Syndrome Due To Capecitabine

Generalized Lichenoid Drug Eruption Accompained By Hand-Foot Syndrome Due To Capecitabine

Tamer F, Yuksel ME. Generalised lichenoid drug eruption accompanied by hand-foot syndrome due to capecitabine. Indian J Dermatol 2018;63:83-4

http://www.e-ijd.org/article.asp?issn=0019-5154;year=2018;volume=63;issue=1;spage=83;epage=84;aulast=Tamer


Sir,


A 38-year-old female patient with breast cancer presented with itchy rash on the arms and feet and painful erythema on both palms and soles. She received oral capecitabine (Xeloda®) at a dose of 1250 mg/m2 twice daily for 14 days in 21-day cycles during the past 10 weeks. The lesions had been present for the past 6 weeks, and they first appeared 4 weeks after the initiation of capecitabine treatment. The patient had no other concurrent medication. There was no history of medication for any other illness in the recent past. The physical examination revealed well-defined erythema, oedema, and desquamation on the palmoplantar region. The diagnosis of hand-foot syndrome was made based on clinical features. She also had erythematous papules and plaques predominantly on the forearms and legs but also on her back and abdomen [Figure 1] and [Figure 2]. The skin biopsy of a lesion on the dorsal aspect of the lower extremity revealed hyperkeratosis, irregular acanthosis with sawtooth pattern, spongiosis, eosinophils, and band-like lymphocytic infiltrate at the dermal-epidermal junction, interface dermatitis with vacuolar change in the basal layer, and apoptotic keratinocytes [Figure 2]c. Thus, the initial diagnosis of lichenoid drug eruption was confirmed by histopathology. Capecitabine therapy was stopped, and the patient was started on topical methylprednisolone and oral desloratadine 5 mg twice daily. In addition, two ampules each containing 6.43 mg betamethasone dipropionate and 2.63 mg betamethasone sodium phosphate were administered intramuscularly 15 days apart. The lesions healed completely after 5 weeks of the treatment.

Capecitabine is a chemotherapeutic agent which is metabolized to 5-fluorouracil. It is used in the treatment of colorectal and metastatic breast cancer. Hand-foot syndrome is a common cutaneous side effect of capecitabine. Hand-foot syndrome presents with dysesthesia, pain, bilateral well-defined erythema, oedema, blisters, ulceration, and desquamation on palms and soles.[1] The diagnosis of hand-foot syndrome is usually made by its clinical features. Treatment options include moisturising lotion, pyridoxine, dimethyl-sulfoxide, and oral corticosteroids. However, the lesions usually disappear spontaneously within a few weeks if the causative agent is discontinued.[2]

In addition to hand-foot syndrome, a few cases with photosensitive lichenoid drug eruption have been reported during capecitabine treatment.[3],[4],[5]Hague and Ilchyshyn reported a 73-year-old female patient with breast cancer who developed erythematous plaques on sun-exposed areas including neck and forearms 2 weeks after capecitabine treatment began.[3] Walker et al described a 75-year-old female patient with breast cancer who developed violaceous papules on the dorsal aspect of the arms and legs and palmoplantar erythema due to capecitabine. Walker et al claimed that they achieved marked improvement using topical clobetasol propionate 0.05% and systemic hydroxyzine without interrupting therapy.[4] Moreover, Gehlhausen et alreported a 61-year-old female with photosensitive lichenoid eruption during capecitabine therapy for metastatic breast cancer. The patient was treated with topical triamcinolone. However, the lesions recurred when capecitabine treatment was re-introduced.[5]

Systemic administration of 5-fluorouracil can cause photosensitivity. Prodrugs of 5-fluorouracil such as capecitabine and tegafur have been implicated in lichenoid eruptions. Therefore, it has been suggested that the lichenoid reaction might be related to a metabolite of the prodrug.[5] Other cutaneous side effects of capecitabine include generalised rash, bullous eruption, onycholysis, alopecia, lichenoid stomatitis, subacute cutaneous lupus erythematosus, and cutaneous and mucosal pigmentation.[3],[4]

To the best of our knowledge, the coexistence of photosensitive lichenoid eruption and palmoplantar erythema due to capecitabine has been previously reported only in one patient. The violaceous papules appeared on the dorsal aspect of the patient's hands, forearms, and legs after sun exposure during summer.[4] However, the patient we presented above had both hand-foot syndrome and generalised lichenoid drug eruption due to capecitabine simultaneously.

DOI: 10.4103/ijd.IJD_184_17

  ReferencesTop

1.
Gressett SM, Stanford BL, Hardwicke F. Management of hand-foot syndrome induced by capecitabine. J Oncol Pharm Pract 2006;12:131-41.  Back to cited text no. 1
[PUBMED]    
2.
Qiao J, Fang H. Hand-foot syndrome related to chemotherapy. CMAJ 2012;184:E818.  Back to cited text no. 2
    
3.
Hague JS, Ilchyshyn A. Lichenoid photosensitive eruption due to capecitabine chemotherapy for metastatic breast cancer. Clin Exp Dermatol 2007;32:102-3.  Back to cited text no. 3
    
4.
Walker G, Lane N, Parekh P. Photosensitive lichenoid drug eruption to capecitabine. J Am Acad Dermatol 2014;71:e52-3.  Back to cited text no. 4
    
5.
Gehlhausen JR, Strausburg MB, Aouthmany M, Katona TM, Turner MJ. Capecitabine-induced lichenoid drug eruption: A case report. Dermatol Online J 2017;23. pii: 13030/qt75n8m2zq.  Back to cited text no. 5

Saturday, February 03, 2018

The spectacular presentation of orf disease

The spectacular presentation of orf disease

Funda Tamer, Mehmet Eren Yuksel

Tamer F, Yuksel ME. The spectacular presentation of orf disease. Our Dermatol Online. 2018;9(2):152-153.  DOI: 10.7241/ourd.20182.11




Saturday, January 06, 2018

Dostluk İçin

DOSTLUK İÇİN

“Japonlar çok çalışkandır.” derdi ilkokul öğretmenim. Hayatımda hiç Japon görmemiştim ama Japonlar’a sempati duyuyordum. Ben de onlar gibi çok çalışkan olmalıydım.

***

Ertuğrul Fırkateyni’nin 1890 yılında Japonya’yı ziyaretinin üzerinden yıllar geçti ama Türk ve Japon uluslarının yakınlaşması ve dostluğu yıllar geçtikçe daha da pekişti.

Türkiye’nin Ağustos 1924’te Japonya tarafından diplomatik olarak tanınmasından sonra Mart 1925’te Türkiye’de Japon Elçiliği, Temmuz 1925’te de Japonya’da Türk Elçiliği açıldı. 1957’de iki ülke karşılıklı vize muafiyeti anlaşmasını imzaladı. Bu sayede her iki ülkenin vatandaşları birbirini daha yakından tanıma fırsatını buldu. Türk-Japon ilişkileri 1983 yılında Japonya Dış İşleri Bakanı Şintaro Abe’nin Türkiye ziyareti ile yeni bir ivme kazandı. İki ülke arasındaki ticaret ve teknik işbirliğinin yanı sıra kültürel faaliyetlerde de büyük atılımlar oldu. 1985 yılında Tsukuba’da düzenlenen uluslararası fuara katılan Türkiye’nin Türk kültürünü tanıtmak için açtığı sergiden bir yıl sonra Japon Prensi ve Prensesi’nin Türkiye ziyaretleri ile başlayan Japon Haftası etkinlikleri ile Japon kültürü de Türk Halkı’na tanıtıldı. Artan kültürel faaliyetler doğrultusunda 1988 yılında Topkapı Sarayı hazinelerinin bir kısmı Tokyo, Osaka ve Shimonoseki’de sergilendi. Mayıs 1998’de Ankara’da Türk-Japon Kültür Derneği’nin açılmasıyla daha sonra yapılacak birçok etkinliğin de temelleri atılmış oldu.

Her ikisi de Ural-Altay dil ailesine dahil olan Türkçe ve Japonca’nın öğretilebilmesi için çeşitli kuruluşlar da kuruldu. Türkiye’de ilk Japonca dil eğitimi 1976 yılında kurulan Türk-Japon Kadınları Dostluk ve Kültür Derneği tarafından açılan Japonca kursunun açılmasıyla başlamıssa da 1986 yılında Ankara Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde kurulan Japon Dili ve Edebiyatı bölümünün açılması ile geniş kitlelere ulaşıldı.

Dostlar zor zamanlarda da birbirine yardım eli uzattı. Türkiye Kobe depreminde Japonya’nın acısını paylaşırken, 1999 Marmara Depremi sonrasında Japonya afet yardım sağlık ekiplerini Türkiye’ye gönderdi. Japon sağlık ekibinin özverili çalışmaları iki ülkenin iyi günde de kötü günde de birlikte olduklarını ispatladı.

1990 yılında Türkiye ve Japonya ilişkilerinin yüzüncü yılını kutladılar.

Bugün Türkiye’de Japonca öğrenmek her zamankinden daha fazla rağbet görüyor. Gelişen kültürel ve ticari ilişkiler çerçevesinde her gün daha çok kişi Japonca öğrenmek için kurslara kayıt oluyor, üniversite sınavında Japon Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü tercih ediyor. Her iki dilin söz diziminin benzer olması da Japonca’yı öğrenmek isteyenlere çok büyük kolaylık sağlıyor. Küçük çocuklar Japon çizgi filmlerine bayılıyor ve büyüyünce Pokemon olmak için hayaller kuruyorlar. Türk gençleri Japon savaş sanatı aikidoyu öğrenmek için spor salonlarını dolduruyorlar. Spor iki ülkenin dostluğunu daha da pekiştiriyor. Hala sohbetlerde 2002 Dünya Kupası’nda Japonların centilmenliğinden ve organizasyon becerisinden bahsediliyor. Kafelerde go adlı strateji oyunu oynanıyor. Ankara’daki Türk-Japon Kültür Derneği’nde go günleri düzenleniyor. Sayıları giderek artan suşi restoranlarında Türkler Japon damak tadını tanıyorlar. Karaoke barlarda şarkı söyleyerek rahatlayan Türkler güne daha zinde başlıyorlar.

Japonya-Türk Öğrenciler Derneği Japonya’da eğitim gören Türk gençleri arasında dayanışmayı ve Japonlarla kaynaşmayı sağlıyor. Japonya Milli Eğitim Bakanlığı’nın verdiği burslar ile Japonya’da eğitim gören birçok bursiyer yurda dönünce yeni teknikleri ve uygulamaları bilimsel alanda değerlendiriyor. Bilgi paylaşıldıkça daha da büyüyor, gelişiyor.

Etkileşim sanatta da devam ediyor. Japonya’da 46.sı düzenlenen Japonya konulu kısa film yarışmasında yapımcılığını Umut Film’den Üstün Karabol’un yaptığı ve Artun Eres’in yönettiği “Hiroshige ve Hokusai’de Mevsimler” adlı film ikinciliğini kutluyor.

Her yıl birçok Türk turist Japonya’ya giderken birçok Japon da Türkiye’ye tatile geliyor. Kapadokya’daki peri bacaları güleryüzlü Japonlarla dolup taşıyor.

***

2003 yılı Japonya’da Türk Yılı olarak kutlanıyor. Türkler de Japonlar da çalışkanlar. Hem de çok çalışkanlar. Yeni ufuklar için çalışıyorlar. Dostluk için çalışıyorlar.


                                                                                                             Mehmet Eren YÜKSEL

                                                                                                           Kompozisyon 1.lik ödülü


Tuesday, December 19, 2017

Almanya'da Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimi - Tıp Öğrencileri İçin Rehber

Almanya'da Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimi - Tıp Öğrencileri İçin Rehber
Yrd. Doç. Dr. Mehmet Eren Yüksel
Gazi Kitabevi / Ankara 
Ocak 2018




Önsöz

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2004 yılında mezun oldum. Aynı yıl Türk Eğitim Vakfı ve Alman Akademik Değişim Servisi’nin (DAAD) ortaklaşa sınavla seçtiği öğrencilere verdiği bursu kazanarak Almanya’da Dresden Teknik Üniversitesi’nde Moleküler Biyomühendislik yüksek lisans programına başladım. Yüksek lisans eğitimimi M.Sc. derecesiyle “Atomic Force Microscopy of Changes in Cell Morphology after Scrapie Infection” başlıklı tezle 2007 yılında tamamladıktan sonra Fachkrankenhaus Coswig ve Greiswald Üniversitesi hastanelerinde iç hastalıkları asistanı olarak çalıştım. Almanya Tıp Diploması Denklik Sınavı’nı 2007 yılında verdim. 2008 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Amerika Birleşik Devletleri Tıbbi Yeterlilik Sınavları’nı 2010 yılında geçerek ECFMG sertifikası almaya hak kazandım. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı’ndan 2014 yılında mezun oldum. 

Yurtdışında edindiğim mesleki tecrübenin ve gözlemlerimin ışığında farklı araştırma merkezlerinde çalışmanın, diğer kültürlerle etkileşmenin, yeni yöntem ve tekniklerle eğitim almanın bilimsel gelişmenin temeli olduğu kanaatine vardım. Bunun üzerine, Almanya’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde tıpta uzmanlık eğitimi almak isteyen meslektaşlarıma yol göstermek amacıyla “Almanya’da Tıp ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi”, “Amerika Birleşik Devletleri’nde Tıpta Uzmanlık Eğitimi” ve “Almanca Tıbbi İletişim” başlıklı kitapları yazdım. Kitapların ilk baskılarının hızla tükenmesi, meslektaşlarımın kitaplara yoğun ilgi göstermeleri ve beğenilerini belirtmeleri üzerine Almanya’da yüksek lisans ve doktora eğitimi almak isteyen öğrenciler için de bir kitap yazmaya karar verdim. Bu sayede bilimsel araştırmaya meraklı, klinik ve laboratuvar çalışmalarını birleştirerek disiplinler arası yaklaşım ile bilime katkıda bulunmak isteyen öğrencilere yol göstermek istedim. Ayrıca, Türkiye’den Almanya’ya yüksek lisans ve doktora eğitimi almak için gidecek olan öğrencilerin yurt dışında edindikleri mesleki bilgiyi ve tecrübeyi yurdumuzdaki üniversitelere ve araştırma merkezlerine aktarmaları beklentisi de bu kitabın yazılmasındaki başlıca itici gücü oluşturdu.

Bu kitapta, Almanya’da yüksek lisans ve doktora programlarında eğitim alabilmek için yapılması gerekenler, başvuru şartları, burs olanakları ve yurtdışında alınan diplomaların denklikleri gibi birçok konu hakkında ayrıntılı bilgi bulacaksınız. Kitabın Almanya’da yüksek lisans ve doktora eğitimi almak isteyen öğrencilere faydalı olmasını dilerim.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Eren Yüksel
Aksaray, Ocak 2018
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Giriş

Tıp alanında bilimsel gelişmenin temel şartı klinik ve laboratuvar çalışmalarının bir arada yürütülmesidir. Ayrıca, yeni buluşların disiplinler arası işbirliği ile günlük tıbbi pratikte uygulanabilir hale getirilmesi gerekir. Klinik ve laboratuvar çalışmalarını birlikte sürdürebilen doktor sayısını arttırabilmek için Türk tıp doktorlarının yüksek lisans eğitimi almaları ve doktora yapmaları teşvik edilmelidir. Bu sayede, klinik ve laboratuvar çalışmalarını bir arada yürütebilecek yetişmiş beyin gücü ile klinikteki fikirlerin laboratuvarda araştırılması ve laboratuvarda elde edilen bulguların klinikte denenmesi imkânı artacaktır. Klinik ve laboratuvar çalışmalarının bir arada yürütülmesi ve disiplinler arası işbirliği ile Türkiye’de bilimsel gelişme ivme kazanacaktır.

Ülkemizdeki bilim insanlarının bilgi ve becerileri batı ülkelerindeki meslektaşlarıyla yarışacak düzeydedir[1]. Ancak batı ülkelerindeki araştırma-geliştirme imkânlarının genişliği, araştırmaya sunulan laboratuvarların ve fonların zenginliği ileri teknolojilerin geliştirilmesini ve insanlığın hizmetine sunulmasını kolaylaştırmaktadır. Yurdumuzdan Almanya’ya yüksek lisans ve doktora eğitimi almaya gidecek tıp doktorlarının bu gelişmiş bilgi ve teknolojileri özümseyerek yurdumuzdaki üniversitelere ve araştırma merkezlerine aktarmaları beklentisi bu kitabın yazılmasındaki itici güç olmuştur.

Türkiye ve Almanya arasındaki bilgi paylaşımının bilimsel yazına yeni ve önemli bilgiler kazandıracağı açıktır[2]. Almanya’da yüksek lisans ve doktora eğitimi gören Türk tıp doktorlarının bilgilerini ve edindikleri tecrübeleri Türkiye’deki meslektaşları ile paylaşarak Türk bilimine katkıda bulunmaları en büyük temennimdir. Bu çalışmanın amacı Almanya’da yüksek lisans ve doktora eğitimi almak isteyen öğrencilere bir başvuru kaynağı sunmaktır. Bu konuda yardımcı olabilirsem mutlu olurum.

[1] M.E. Yüksel, Amerika Birleşik Devletleri’nde Tıpta Uzmanlık Eğitimi, Türk Öğrenciler İçin Rehber, Gazi Kitabevi, Haziran 2011. ISBN: 978-605-5543-81-5, s. VII.

[2] M.E. Yüksel, Amerika Birleşik Devletleri’nde Tıpta Uzmanlık Eğitimi, Türk Öğrenciler İçin Rehber, Gazi Kitabevi, Haziran 2011. ISBN: 978-605-5543-81-5, s. 1.



Thursday, December 07, 2017

A Rare and Aggressive Tumor: Acantholytic Squamous Cell Carcinoma Coexisting with Basal Cell Carcinoma - Case Report

Abstract


A 75-year-old Caucasian male presented with a two-year history of an erythematous mass on the forehead and an eythematous annular plaque with telangiectasias on the right upper arm. The histopatological evaluation of the specimens from the head and arm revealed acantholytic squamous cell carcinoma and basal cell carcinoma, respectively.
Key words: basal cell carcinoma, neoplasms, squamous cell carcinoma.
Cite this article: Funda Tamer, Mehmet Eren Yuksel, Haldun Umudum. A rare and aggressive tumor: acantholytic squamous cell carcinoma coexisting with basal cell carcinoma – case report. RoJCED 2017;4(4):226-227 https://doi.org/10.26574/rojced.2017.4.4.226 


Wednesday, July 12, 2017

Nodular malignant melanoma in the nasolabial fold



Mehmet Eren Yuksel, Funda Tamer
Nodular malignant melanoma in the nasolabial fold 
Our Dermatol Online 2017; 8(3): 352-353         DOI: 10.7241/ourd.20173.100
     [Full article in HTML],  [PDF],  [XML]

Cerebriform nevus sebaceous





Funda Tamer, Mehmet Eren Yuksel
Cerebriform nevus sebaceous: A rare clinical variant of nevus sebaceous
Our Dermatol Online 2017; 8(3): 354-355         DOI: 10.7241/ourd.20173.101
     [Full article in HTML],  [PDF],  [XML]

Friday, June 02, 2017

Dr. Mehmet Eren Yüksel



Derece

Bölüm / Program

Üniversite

Yıl

Tıpta Uzmanlık Eğitimi

Genel Cerrahi
Anabilim Dalı

Gazi Üniversitesi
Tıp Fakültesi

12.11.2008 - 01.04.2014

Yüksek Lisans

Master’s Programme in Molecular Bioengineering
Moleküler Biyomühendislik Master Programı

Technische Universität Dresden
Dresden Teknik Üniversitesi

5.10.2004 - 25.9.2006

Lisans

Tıp Fakültesi

Ankara Üniversitesi
Tıp Fakültesi

1998 – 30.6.2004

Lise

Ankara Atatürk Anadolu Lisesi

1991-1998

Monday, April 03, 2017

A giant skin tag of the scrotum and verruca anogenitalis

Letter to the Editor
Mehmet Eren Yuksel, Funda Tamer
Giant skin tags have been reported on labium majus, penis and perineum previously. However, a 6×4×3 cm giant skin tag on the scrotal skin is the first case report in the English medical literature to the best of our knowledge. Moreover, the patient had both a giant skin tag and verruca anogenitalis on the scrotal skin. These findings support that HPV infection may play role in the etiology of skin tags.


Mehmet Eren Yuksel, Funda Tamer
A giant skin tag of the scrotum and verruca anogenitalis
    Our Dermatol Online 2017; 8(2): 229-230         DOI: 10.7241/ourd.20172.68
     [Full article in HTML],  [PDF],  [XML]

Onychomycosis due to Aspergillus niger without black nail discoloration: A case report





Funda Tamer, Mehmet Eren Yuksel

Onychomycosis due to Aspergillus niger without black nail discoloration: A case report

Our Dermatol Online 2017; 8(2): 223-224         DOI: 10.7241/ourd.20172.65